Büyüklere bir yeni yıl masalı… UYUYAN DEV

Çok yakın, hatta insana kendinden bile daha yakın ülkelerin birinde uyuyan özgür bir dev varmış. Bu dev henüz daha minicik bir bebekken, ülkenin ilk kralı olan hükümdar tarafından korumaya alınmış. Hükümdar devi o kadar çok seviyormuş ki; ona en önemli varlığı olan halkını emanet etmiş. Bu büyük hükümdar halkının özgürlüğü ve refahı için çok çalışmış. Ancak; her fani gibi o da zamana yenilmiş. Daha halkı için yapacağı onca iş varken, ölüm onun da gelip kapısını çalmış. Dev çok üzülmüş, çok ağlamış canı gibi sevdiği bir insanı kaybettiği için. Her şeyden çok da; onu koruyacak kimse kalmadığı için üzülmüş. Ancak babası gibi gördüğü bu büyük hükümdardan çok önemli bir şey öğrenmiş dev. O da her şeye dayanmak ve haksızlıklara direnmek için muhtaç olduğu tek kudretin kendi asil kanında olduğu imiş. Canı gibi sevdiği o hükümdar ona halkını emanet ederken bir de vazife bırakmış. O da halkın istiklalini ve cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmekmiş. Yıllar yılları kovalamış. Dev, çok sevdiği o hükümdarın ona emanet ettiklerini koruyabilmek için zaman zaman uyanmış, zaman zaman da halkı uyandırmak için o gür sesiyle homurdanmış. Ülkeye hükmedenler zamanla bu devden korkup, onu zincire vurmaya, yüksek duvarlar arasına hapsetmeye çalışmışlar. Dev asla yılmamış. Çünkü onun tek bir dayanağı varmış, o da hükümdarlarının korkusundan sesi bastırılmış halkmış.

Derken bir gün bir hükümdar gelmiş başa.

Her ne kadar devden korkmuyormuş gibi gözükse de; ne zaman devin yanına gitmek istese yanına ülkenin en kuvvetli, en güçlü şövalyelerini de alıyormuş. Üstelik o şövalyeler yanındayken devin kulağına sürekli onu tahrik edecek sözler söylüyormuş. Deve emanet edilenler hakkında ya da emaneti bırakan hakkında bir sürü söz söylüyorlarmış. Dev uyuyor gibi gözükse de; bu söylenenleri duyuyor ama ona emanet edilen halkın iyiliği için susuyor, uyuyor gibi görünmeye devam ediyormuş. Ve bütün o söylenenleri altında biriktiriyormuş. Yıllar yine yılları kovalamış. Dev gittikçe daha da büyümüş ve neredeyse ülkenin %20 sini kaplamış. Artık gövdesi uyurken, kolları uyanık; bacakları uyurken de kuyruğu uyanık kalıyormuş. Gövdesi o kadar büyümüş ki; bazen aklı gövdesini himaye edemiyormuş. Tüm bu yıllar içinde altında biriktirdikleri de onunla birlikte büyümüş.

Günlerden bir gün, devin kalbinin olduğu yerde bir açılış yapılacakmış. Hükümdar baş davetli olarak, her zamanki gibi tüm şövalyeleri ile davetin yapıldığı alana gelmiş. O güne kadar kendisinden korkmayan hükümdarların uyandıramadığı dev, tek bir söz ile yerinden kalkmış.

O söz; öyle bir sözmüş ki; altında biriktirdiklerine son bir damla olmuş. Dev ya kalkacak ya da ebediyen ve bu sefer gerçekten uyumaya mahkum olacakmış.

Dev uyanmış. Ama bu öyle bir uyanmaymış ki; devin gövdesi, kolları, kuyruğu ayrı ayrı uyanmışlar. Devi kendi geleceği gören halk korkmaya başlamış. Çünkü kaçtıkları zulmü, şimdi devde görmeye başlamışlar. Devin aklında tek bir şey varmış. Ona emanet edileni korumak. Onca savaş ve onca zulümle elde edileni korumak elbette yine savaş ve zulümle olmalı diye düşünüyormuş. Dev nihayetinde bu zamana kadar uyuyormuş. Ve savunmak için tek bildiği yol buymuş. Oysa köprülerin altından akan sular koskocaman barajlar olup ülkenin enerji sektörünü oluşturmaya başlamış, ülkenin üzerinden esen rüzgarlar kocaman rüzgar tribünlerine dönüşüp enerjiyle istihdam yaratmaya başlamışlar. Fakir olanlar doymuş, zengin olanlar daha da zenginleşmeye başlamışlar. Dev, bütün bunları görüyor ama gördüklerine kimseyi inandıramadığı için ateşiyle yakıp yıkmaya, bildiklerine halkı da inandırmaya çalışıyormuş. Ve bir gün halktan aklıselim biri çıkıvermiş. Demiş ki: “Ey Halkım! Bize reva görülen bu zulüm hak değildir. Devin yaptığı da doğru değildir! Zira dev de birilerinin canını acıtmıştır! Cumhuriyet, kendi özgürlüğümüzü kendi! elimizde tutacağımız bir yönetim biçimidir. Ve Dev de bu yönetim biçimine karşı gelmiştir.”

O gün uyanan dev yıllar yıllar önce uyandığında yaşananları hatırlamış. Tek bir kıvılcımın, büyüyüp nasıl da bir ateş topuna döndüğünü ve o korumaya çalıştığı emaneti yuttuğunu hatırlamış.

Ve fikri hür insanlar olmak kadar, vicdanı hür insanlar olmanın da ne kadar zor ama gerekli olduğunu düşünmüş.

Hem fikri hür hem vicdanı hür nesillere gebe olacak yeni bir yıl dileğiyle…

MP-2013 Ocak

*Bu yazıyı yazarken kendimi uyuyan dev ile özdeş gördüm. Uyuyan dev aslında benim ruhum, benim isyankar tarafımdı. İsyan, çoğu zaman şiddeti de haklı kılan bir olgu. Oysa, bizler aklı olan insanlarız ve bu akıl ile suratımıza uzanan yumruklara fikirlerimizle, sözlerimizle karşı koyabiliriz.  Ne yazık ki, bunlar teoride doğru!

Gerçek olan hepimizin iyi olduğu kadar şeytani bir yaradılışta da olduğumuz. Bize tokat atan insana diğer yanağımızı da uzatmak, bize sadece bir tokat daha kazandırır. Ve herkes KAHRAMAN olmak ister! AMA Kahramanlık bazen Uyuyan Dev olabilmektir!

Merhaba

Ne kadar uzun zaman olmuş buraya yazmayalı…

Sanki hiçbir şey yaşanmamış…Kayda değer hiçbir şey olmamış gibi…Oysa şu kısacık bir yıla neler sığdırmaya çalıştık…Sığmadı taştı kenarlarımızdan. Ölüme uğurladıklarımız, uğurladıklarımızın ardından hayata gelenler, hastalıktan kurtulanlar, yeni bir hayata başlayanlar, boşananlar, evlenenler…

Altınlarımızla karşıladıklarımız, kanarı oyalı yazmalarla uğurladıklarımızın yerini doldurur mu?

Evleneneler, boşananları eşitler mi?

Kime bu hayat? Ve kime bu ölüm?

Hangi acı zamanlı?

Ve hangi ayrılık  zamanlı?

Sonunda hepimiz, bir diğerini özlemiyor mu?

 

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: